Kalın Bağırsak Kanseri – Acıbadem Bodrum

Kalın Bağırsak Kanseri

Kolon / rektum kanseri belirtileri nedir?

Sinsice ilerleyen kalın bağırsak kanseri genellikle erken dönemde belirti vermemektedir. İlerleyen safhalarda bulgu vermesi nedeni ile hastalar gecikmiş olarak karşımıza gelebilmektedir.

Oysa ki henüz polip halinde teşhis konulduğunda önlenebilen bir hastalıktır. Bağırsak kanseri ile ilgili belirtiler çok çeşitli olmak ile birlikte başlıca belirtiler: Bağırsağın tam boşalmamış hissedilmesi (dışkılama yapılsa dahil) .

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Murat Urkan WhatsApp & Phone : +90 554 893 64 79
Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Murat Urkan WhatsApp & Phone : +90 554 893 64 79

Rutin de alışık olduğumuz dışkılama düzenimizin bozulması (ishal, kabız). Büyük abdest yaptığımızda dışkıda kan görülmesi veya aktif kanama olması. Dışkıda şeffaf bir salgı görülmesi. Dışkılama yaparken ağrı hissedilmesi. Karın ağrısı ve şişlik olarak sayabiliriz.

Yaygın görülen bir kanser türü müdür?

Kalın Bağırsak kanserleri, dünyada en sık görülen kanser türlerinden biridir. Sağlık Bakanlığının istatistiklerine göre ülkemizde de en sık görülen ilk 5 kanser türü arasında kalın bağırsak (kolon) kanseri yer almaktadır. Kalın bağırsak kanserinin her yaşta görülme riski olsa da en sık 50 yaşından sonra gözlenmektedir. Dolayısı ile 50 yaşından sonra, özellikle risk faktörlerini taşıyan hastalarımıza tarama amaçlı kolonoskopi önermekteyiz.

Hastalıktan korunmak için neler yapılabilir? / Beslenme tarzıyla ne kadar bağlantılı?

Kalın bağırsak kanserlerinin temelinde birçok faktör olduğu bilinse de bizim müdahale edebileceğimiz en önemli başlık beslenme alışkanlığımız olacaktır. Çünkü şüphesiz ki hatalı beslenme alışkanlığımız ve obezite kalın bağırsak kanserinden sorumlu tutulmaktadır.

Lifden fakir beslenmenin bu hastalığa davet çıkardığı çok iyi bilinmektedir. Özellikle sebze ve meyvenin kısıtlı tüketimi sindirim sistemimizi olumsuz etkilediğinden düzenli olarak (her gün) yeterli miktarda sebze ve meyve tüketmeyi ihmal etmemeliyiz. Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu: aşırı yağlı yiyecekler, hayvansal yağ tüketimi ve kırmızı et ağırlıklı beslenmedir. Bu tarz beslenmenin ön planda tutulması kalın bağırsak kanserine davetiye çıkarmaktadır. Özellikle işlenmiş ve katkılı madde içeren salam-sucuk-sosis-pastırma gibi gıdaların aşırı tüketilmesi de hastalığa davet çıkarmaktadır. Bir diğer değinmemiz gereken konu ise Sigara ve alkolden uzak durun mümkün olduğu kadar uzak durmamız, kilomuza dikkat etmemiz, kalsiyum ve D vitaminine dikkat etmemiz ve Düzenli spor/egzersiz yapmamızdır. Kolon kanserine karşı sağlıklı beslenin…

Erkeklerde daha mı çok rastlanır?

Kalın Bağırsak kanserinin görülme sıklığının cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde; Amerika Birleşik Devletleri’nde hem erkeklerde hem de kadınlarda 3. en sık görülen kanser türüdür ve yine kansere bağlı ölümlerin en sık görülen 3. sebebidir. Görülme oranı verilere göre erkeklerde kadınlara göre bir miktar daha yüksektir. Ülkemizde de veriler benzer şekilde veriler mevcuttur.

Kalın Bağırsak Kanseri - Acıbadem Bodrum
Kalın Bağırsak Kanseri – Acıbadem Bodrum

Diyet yaparak çevresel etmenler ne kadar aza indirilebilir?

Kolon kanseri genetik ve çevresel faktörlerin, yaşam biçiminin, beslenme şeklinin etkili olduğu oldukça heterojen bir etiyolojiye sahiptir. Daha önce de bahsettiğim gibi bizim müdahale edebileceğimiz faktörler arasında en önemli parça diyet düzenimiz ve güncel sosyal yaşamımız olacaktır. Tabi ki riski sıfırlayamayız ama fark edilebilir seviyede önlemeyi başarabiliriz.

Uzun süren kabızlık veya hemoroid şikayetleriyle bağırsak kanseri arasında bir neden sonuç ilişkisi var mı?

Öncelikle uzamış kabızlığın önemli bir hastalık olduğu ve sürenin uzaması ile birden fazla sağlık sorunun nedeni olabileceğini vurgulamalıyız. Basit bir diyet yönetimi ve yaşam tarzı değişikliği ile çoğunlukla başa çıkabileceğimiz bir sorun olduğunu belirtmek isterim.

Kolonun dışkılama öncesi belirli bir süre depo görevi yaptığı bilinmektedir. Ama bu depolama süresinin uzamasını ifade eden kabızlık durumunda kalın bağırsak da dışkı tutma süresi ve dolaylı olarak kalın bağırsak hacmi artmaktadır.

Bu iki durumdan özellikle uzun süre hacim artışı aşınmalara ve yıpranmalara neden olmaktadır. Aynı zamanda uzun süre kalın bağırsakta tutulan dışkı bileşikleri içerisinde bulunan mikroorganizmaların toksik özellikleri çürümeye ve fermantasyona yol açmaktadır. Bu durum, kalın bağırsakta kanser oluşumuna çanak tutmaktadır.

Özellikle bu uzun dönem kabızlık, rektum ve anüs damarlarına baskı uygular ve bu damarlar hemoroid olarak adlandırılır. Hemoroid dışkılama sırasında acı ve kanama gibi komplikasyonlara neden olur.

Genel olarak zararlı değildir ve kabızlık giderildiğinde zaman içerisinde geçer. Hemoroid varlığı özellikle hastalığı maskeleyebilmektedir ve geç tanı konulmasına neden olabilir.

Tanı koymak için ne gibi tetkikler gerekir?

Kolon kanserinin, tarama programları içerisinde bulunan kanser sınıfında olduğunu tekrar belirtmekte yarar olduğunu düşünüyorum.

Kalın Bağırsak Kanseri - Acıbadem Bodrum
Kalın Bağırsak Kanseri – Acıbadem Bodrum

Dolayısı ile erken dönemde tanısının konularak tedavisinin planlanması adına izlenecek en etkili yolun düzenli olarak yaptırılan endoskopik (Kolonoskopi) incelemeler olduğunu belirtmek isterim. Kolon kanseri tanısı uzman hekimler önderliğinde bazı testeler ile konur.

Fizik muayenenin ardından sırasıyla aşağıdaki testler yapılmaktadır;

Laboratuvar tetkikleri: Tam kan sayımı, biyokimyasal tetkikler. Dışkıda gizli kan incelenmesi: Son derece basit bir testtir, küçük miktarda dışkı örnekleri laboratuvarda incelenir. Radyolojik tetkikler: Çift kontrastlı kolon grafisi ve bilgisayarlı tomografi yapılmaktadır. Ancak kesin tanıya endoskopik (Kolonoskopi) tetkikler ile biyopsi yapılması ve patolojik inceleme sonrası bize bildireceği sonuç ile ulaşabiliriz.

Kolonoskopi acılı veya zahmetli bir tetkik yöntemi midir?

Hayır kesinlikle acılı veya zahmetli bir işlem değildir. Yeni kolonoskoplar son derece kolay uygulanıp hastaya rahatsızlık vermeden istenilen sonuçlar alınmaktadır. Ayrıca kolonoskopi işlemi anestezinin yardımı ile daha konforlu hale gelmektedir.

Kolonoskopi, hem mevcut bir tümörü erken evrede belirleme hem de kansere yol açabilecek polip ve benzeri sorunları daha kanserleşmeden tespit edip kişiyi kanser gelişiminden koruyabilecek özellikte bir işlemdir.

Daha önce de bahsettiğim gibi 50 yaşın üzerindeki her bireyin risk durumlarına, aile hikayelerine, kişisel sağlık hikayelerine göre belirli aralıklar ile aralıklarla (2-5 yıl) kolonoskopik incelemeden geçmeleri önerilmektedir.

Tedavi yöntemlerinden bahseder misiniz?

Tedavi bölümü biraz teferruatlı alandan oluşmaktadır. Kalın bağırsak kanserlerinin yerleşim yeri, tanı anındaki hastalığın bulunduğu evresi, hastanın genel durumu ve benzeri bir sürü etken nedeni ile farklılık göstermektedir. Artık hiçbir kalın bağırsak kanserli hastanın tedavisi tek bir hekimin görüşü ile planlanmamaktadır.

Yani, multidisipliner dediğimiz birden fazla branşın müdahil olduğu konseylerde konuşularak tedavi yöntemi ve sıralaması hakkında karar almak önem kazanmıştır. Bazı hastalar için öncelik Cerrahi müdahale olabilecek iken bazı hastalarımızda Kemoterapi öne çıkmakta bazılarında ise Radyoterapi öne çıkmaktadır. Kalın Bağırsak Kanseri

O yüzden kalıplaşmış bir tedavi protokolümüz yoktur. Hasta bazlı karar almanın en doğrusu olduğunu bilmekteyiz. Bu yüzden bizler de hastalarımıza multidisipliner konsey kararı yaklaşımı benimsemiş durumdayız.

Diğer kanser türlerine kıyasla daha yıkıcı olduğu söylenebilir mi?

Diğer kanser türleri ile kıyaslamak çok doğru olmaz. Halk arasında kötü huylu hastalık diye bilinen bu tarz hastalıkların her birisinin kendi içerisinde belirli dinamikleri vardır. Kalın bağırsak kanseri de kendi içerisinde bazı hastalarda daha yıkıcı davranırken bazı hastalarda daha ılımlı seyir göstermektedir.

Yani söylemek istediğim, aynı bölgenin kanserlerinin kendi içinde binle biyolojik farklılık gösterdiği bir ortamda diğer habis hastalıklar ile kıyaslamak çok doğru olmayacaktır.

Ama sorunuza cevap olacak ise kalın bağırsak kanserleri en sık görülen üçüncü kanserdir ve hem erkek hem de kadınlar arasında kansere bağlı ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada gelmektedir. Ama bana kalır ise bizim daha fazla üzerinde durmamız gereken konu erken teşhis olmalı, çünkü erken evrede tanı konulup tedaviye alınmış olanlar arasında beş yıllık sağ kalım oranı %90’dır.

Obezite cerrahisi

Obezite cerrahisi bir zayıflama yöntemi midir?

Evet kesinlikle bir zayıflama yöntemidir ama hiçbir zaman ilk tercih olarak karşımıza çıkmaz. Öncelikle yaşam şekli değişikliğini ilgilendiren; diyet, egzersiz ve destek amaçlı ilaç tedavisi sonrasında başarı elde edemediğimiz obezite hastalarında obezite cerrahisini gündeme getirebiliriz. Bu cerrahi sadece kilo vermemize yardımcı olmak için yapılan prosedürlerdir asla kesin çözümler değillerdir. Sonuçta iş bizim yaşam tarzı değişikliğine dayanmaktadır.

Kimler bu tedavi için uygundur? Hastada alt veya üst kilo sınırına bakılır mı?

Öncelikle obez tanımına uymaları gerekiyor. Bu hastalardan vücut kitle indeksi 40 kg/m2 üzerinde olan ve morbid obezite tanısı almış hastalar ile obez tanısı almış vücut kitle indeksi 35 kg/m2 üzerinde olan ve bu obezitenin sebep olduğu kronik rahatsızlıkları (diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi…vb) eşlik eden hastalar incelemeye alınırlar.

Bu hastalar mutlaka diğer kilo verme yöntemlerini çok sayıda denemiş ve kilo verememiş olmaları gerekiyor.

Hastanın klinik özelliklerine ve performansına bağlı olarak değişmekle birlikte, 18-65 yaş arası hastalar, klinik takiplerine devam edecek, ameliyat sonrası önerilere uyum sağlayacaklarsa, majör psikiyatrik hastalıkları yoksa, madde bağımlısı değillerse, altta medikal olarak tedavi edilebilecek obezitenin nedeni olan hastalıkları yoksa ameliyat olmaya adaydırlar.

Bundan önce başvurulması gereken tedavi aşamaları var mıdır?
Daha önce de belirttiğim gibi tabi ki de var. Aslında başvurması zorunlu tedavi aşamaları var. Bunlar diyet başta olmak ile birlikte yaşam şekli değişikliği ve gerekirse ilaç ile tedavi basamaklarını denemeli.

Operasyonu anlatabilir misiniz? Farklı operasyon türleri var mı?

Tabi ki anlatabilirim. Aslında iki ana gruba ayırabileceğimiz operasyon sınıflaması vardır. Bunlardan ilki, midenin hacminin azaltıldığı kısıtlayıcı tipte olan operasyonlardır.

İkincisi ve daha kompleks olan, hem midenin hacmini azaltıp hem besin ve kalori alımını sınırlandırmayı amaçlayan kısıtlayıcı ve emilim azaltıcı tipte olan operasyonlardır. Ama buradaki en önemli nokta hangi hastaya hangi operasyonun önerileceğidir. Hangi ameliyatın yapılacağına, hastanın vücut kitle indeksi, ek hastalıklarının değerlendirilmesi, başarı oranları ve risklerin detaylı konuşulması ile karar verilir.

Bu aşamada şunu da mutlaka belirtmek isterim ki hala obezite cerrahisi seçenekleri arasında altın standart olarak kabul edilen operasyon şekli yoktur. Bununla birlikte, son yıllarda tüp mide ameliyatı en çok uygulanan yöntem haline gelmiştir. Ancak cerrah hastanın özelliklerini göz önünde bulundurarak hastaya ameliyat tercihinde önerilerde bulunmaktayız.

Şeker hastaları için hangi operasyon tavsiye edilir?

Şeker hastalığı eşlik eden hastalar ki burada tip 2 diyabet söz konusu, başlı başına ayrıca değerlendirilmeli.

Bu hastaların periferik insülin direnci söz konusu ama hastaların bu dirence sürekli insülin harcadıkları için bizim yapacağımız ameliyattan fayda görebilecekleri rezervi olup olmadığını tamamen ortaya koymalıyız. Bu hastalar için öncelikle sadece tüp mide önerisinde bulunup sonra vücudun cevabına göre yetersiz kalır ise ikinci bir etap operasyon önerilebilir.

Ama genellikle tip 2 diyabeti olan ve rezervleri uygun olan hastalarımızda By-pass dediğimiz daha kompleks olan hem kısıtlayıcı hem de emilim bozucu cerrahiler ön plana çıkmaktadır. Aslında bu konuları hasta bazlı tek tek hasta ile de konuşulup tüm riskler masaya yatırılıp öyle karar veriyoruz diye cevap versem daha doğru olacak.

Bu operasyon yaygınlaşıyor mu?

Evet bu operasyonlar oldukça yaygınlaşıyor ama bir o kadar da kontrolden çıkıyor. Bu yüzden otorite tarafından bu tarz ameliyatların denetimi en üst seviyede tutulmakta. Bu kesinlikle olması gereken bir hassasiyet. Bu tarz operasyonlar deneyimli ellerde, kaliteli malzemelerde ve donanımı üst seviyede merkezlerde gerçekleştirilmeli diye düşünüyorum. Biz merkez olarak bu kriterlerin hepsini rahatlıkla sağlayabilmekteyiz.

Bu soru ile alakalı olarak bu aşamada belirtmek istediğim bir diğer konu: ilk cerrahisinin üzerinden süre geçmiş ama yaşam tarzı değişikliğini hayatına sokamamış hastaların sayılarının giderek arttığıdır. Bu hastalara ikinci bir cerrahinin gerekliliğinin doğmasıdır ve bu tarz hasta sayılarının giderek arttığıdır. Şunu ifade etmek istiyorum ilk ameliyatı olacakları geçtim ikinci operasyonlarını olacak hastaların sayıları gün ve gün artmaktadır.

Riskleri nelerdir?

Her türlü cerrahi işlem bir risk taşır. Tabi ki de obezite ve metabolik cerrahi de belirli bazı riskleri bünyesinde barındırmaktadır. Bunlar kaçak riski başta olmak üzere olası muhtemel darlık, ve ameliyatın getirmiş olduğu tüm riskler olarak kabaca sıralayabiliriz. Ancak bu riskleri gündeme getirmekten daha önemlisi bu risklerin hepsini öngörüp tüm önlemlerimizi almak ve riski sıfırlamasak bile minimize etmek olacaktır. Yukarıda da bahsettiğim gibi deneyimli ekip, kaliteli malzeme ve donanımlı merkezler ön plana çıkmaktadır.

Yaşam kalitesini düşürür mü?

Bu sorunun cevabı göreceli olarak değişir. Hastalar ilk dönemlerinde mevcut alışkanlıklarından vazgeçmekte zorlandıkları için zor geçebiliyor. Ama mental olarak hazır hastalar daha az sıkıntı yaşamaktadır. Aslında her kilo kayıplarında da yaşam kalitelerinin arttığını görmekteler ve bu hastaların motivasyonunu arttırmaktadır. Sadece mental olarak hazır olmaları gerekiyor. Bir yılın sonunda 60 kg kaybetmiş ve hedefine hemen hemen ulaşmış bir hastanın elde ettiği yaşam kalitesi tabi ki paha biçilmez olarak tarif etmek doğru olacaktır.

Operasyon, iştah kaybına yol açar mı?

Özellikle tüp mide ameliyatında midenin iştah hormonu (Ghrelin hormonu) salgılayan fundus kısmı da tam olarak çıkarıldığı için hastanın ameliyat sonrası iştahının azalması beklenir. Eş zamanlı olarak mide hacminin küçülmesine bağlı olarak az miktarda gıda alımı ile tokluk hissi oluşur. Ayrıca mide rezervuar kısım çıkarıldığı için alınan gıdaların ince bağırsağa geçişi hızlanır ve ince bağırsaktan GLP denilen tokluk hormonu erken salınır ve böylece kişi daha erken doygunluk hissine kavuşur.

Sonrasında katı bir diyet mi gerekir? Nasıl bir diyet önerilir?

Sleeve gastrektomi (tüp mide) ve Bypass sonrası beslenme prosedürleri, genel hatları ile aynıdır. Hastaların ameliyat sonrası besin toleransları farklılık gösterebilmektedir. Obezite cerrahi sonrası beslenme genellikle üç aşama şeklinde planlanmaktadır. Birinci aşama diyeti, hastanede kaldığı süre içinde hastanın uygulayacağı, uzun süre uygulanması önerilmeyen 1-3 günle sınırlandırılan bir beslenme tedavisidir. Sadece sıvı içerikli bir diyet söz konusudur.

İkinci aşama diyeti hastanın taburcu olduğu gün ile ilk 4 haftayı kapsamaktadır. Bu süre içinde besinlerin kıvamları farklılık göstermektedir. İkinci aşama beslenme tedavisinde sırası ile sıvı, püre ve yumuşak besinlere yer verilmektedir. Beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesinin hedeflendiği, beslenme eğitimlerinin önem kazandığı 3. aşama diyetinde hasta katı besinleri beslenme programına dahil edebilmektedir.

Üçüncü aşama diyeti, vitamin ve mineral destekleri ile yeterli-dengeli beslenmeyi hedeflemektedir. Ayrıca özellikle üçüncü aşamada hastalarımızın profesyonel bir diyetisyen desteği almasını arzulamaktayız.

Verilen kiloların, operasyon sonrasında geri alınması riski var mıdır?

Tabi ki de var. Daha önce de bahsettiğim gibi eğer yaşam tarzımızı değiştirmez isek balayı dönemi bittikten sonra tekrar geriye dönüş olacaktır. Ben hep hastalarıma şunu özellikle belirtirim:’’ biz size bir sihirli değnek değdireceğiz ve siz ömür boyu fit kalacaksınız diye bir dünya yok ‘’ diye. Onların mental olarak hazır olmaları ve idame etmeleri gerekmektedir. Yani iş aslında hastada bitiyor biz sadece aracıyız. Kalın Bağırsak Kanseri

Operasyon sonrası spor tavsiye edilir mi?

Evet hastalarımıza özellikle 3. Haftadan itibaren düzenli olarak yürüyüşe başlamalarını ilerleyen zamanlarda ise kas şekillendirici egzersizler ile devam etmelerini öneriyoruz. Özellikle kaliteli bir şekilde kilo verip kaliteli bir vücut yapısına sahip olmak istiyorlar ise bunu mutlaka gerçekleştirmeleri gerekiyor. Zaten spor hayatlarının önemli bir parçası olmak zorunda.


Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Murat Urkan

Acıbadem Hastanesi Bodrum

WhatsApp & Phone : +90 554 893 64 79


BODRUM