Hermias’ın Güllük’te başlayan hikâyesi, Milas’a bağlı Güllük Körfezi’nin tuz kokulu sabahlarında, balıkçı teknelerinin gölgesinde ve Ege’nin dingin sularında şekillenen bir çocukluk anlatısıdır. Küçük Hermias, denizle iç içe yaşayan bir balıkçı ailesinin oğlu olarak, annesini doğumunda kaybetmiş; cesur babası ve yaşlı nenesinin sevgisiyle büyümüştür. Güllük’ün doğal limanı, balıkçı kültürü ve Ege yaşamının sade ama derin ritmi içinde gelişen bu hikâye, hem deniz insanının kaderini hem de kıyı kasabalarının güçlü aile bağlarını yansıtır. Hermias’ın Güllük’teki yaşamı, Ege’nin tarihî balıkçı geleneği ile duygusal bir büyüme öyküsünü bir araya getirir.

Güllük’te Küçük Hermias’ın Hikâyesi
Güllük Körfezi sabahları başka olurdu. Gün doğmadan hemen önce, gökyüzü lacivertten mora, mordan turuncuya dönerken, deniz cam gibi sakinleşirdi. Milas’a bağlı bu küçük balıkçı kasabasında hayat denizin ritmiyle başlar, denizin ritmiyle biterdi. İşte küçük Hermias böyle bir sabahın içinde büyüyordu.
Denizle Başlayan Bir Hayat
Hermias’ın babası, köyün en cesur balıkçılarından biriydi. Yüzü güneşten kavrulmuş, elleri halat izleriyle sertleşmişti. Dalgaların yönünü kokusundan anlayan, rüzgârın şiddetini bulutların renginden okuyan bir adamdı. Köyde herkes ona güvenirdi. Fırtına çıktığında limana en son dönen ama en sağlam dönen o olurdu.
Fakat onun hayatındaki en büyük gurur deniz değil, küçük oğluydu.
Hermias daha yürümeye yeni başladığında bile babasının ağlarını karıştırır, halatların arasına saklanırdı. Babası onu kucağına alır, teknenin güvertesine oturtur ve “Bir gün sen de bu tekneyi süreceksin,” derdi. Ama bunu söylerken gözlerinde hem umut hem de sabır olurdu. Çünkü deniz acele edenleri affetmezdi.
Annesinin Sessizliği
Bu evde eksik olan bir ses vardı: Hermias’ın annesi.
Cesur balıkçı, dünyalar kadar sevdiği eşini, oğlunu doğururken kaybetmişti. O günden sonra hem acıyı hem sorumluluğu aynı anda taşımaya başlamıştı. Hermias annesini hiç tanımadı; ama evin içinde onun varlığı hep hissedilirdi.
Yaşlı nene, akşamları ocak başında torununun saçlarını okşarken, “Annenin de saçları böyle güneşte parlar, gözleri deniz gibi derindi,” derdi. Küçük Hermias annesini hayal ederdi. Onu, gün batımında ufukta kaybolan bir ışık gibi düşünürdü. Belki her sabah babasının açıldığı o mavi çizgideydi.
Balıkçı baba, eşini kaybetmenin acısını içine gömmüştü. Ama oğluna bakarken o acı biraz hafiflerdi. Çünkü Hermias, annesinin gülüşünü taşıyordu.
Nenenin Masalları
Hermias’ın çocukluğu yalnızca denizle değil, masallarla da doluydu. Yaşlı nene, akşamları kandilin ışığında ona efsaneler anlatırdı.
Denizin dibinde yaşayan balıkçı ruhlarını, kaybolan gemileri koruyan görünmez deniz perilerini, fırtınaları dindiren eski kaptanları…
Hermias bazen masalı bölüp sorardı:
“Deniz gerçekten konuşur mu nene?”
Nene gülümserdi:
“Konuşur evladım. Ama onu herkes duyamaz.”
Hermias denizi dinlemeyi öğrenmeye başladı. Rüzgârın yönünü, suyun dalga biçimini, kuşların alçaktan uçuşunu izlerdi. Çocuktu ama denizle arasında görünmez bir bağ kuruluyordu.
İlk Fırtına
Bir gün Güllük’te sert bir rüzgâr çıktı. Limandaki tekneler birbirine çarpmaya başladı. Balıkçı baba denize açılmıştı. Küçük Hermias, limanın ucunda nenesiyle bekliyordu. Dalgalar yükseldikçe yüreği de kabarıyordu.
Saatler sonra ufukta babasının teknesi göründü. Dalgalara rağmen dimdik geliyordu. Köy halkı rahat bir nefes aldı. Hermias babasının nasıl denizle savaştığını o gün gördü. Korku ile hayranlık birbirine karıştı.
O gece babası ona şöyle dedi:
“Cesaret korkmamak değildir. Korkuyu tanıyıp yine de yola çıkmaktır.”
Bu söz, küçük Hermias’ın zihnine kazındı.
Balıkçı Olma Hayali
Babası en büyük dileğini saklamıyordu: Oğlunun da kendisi gibi korkusuz bir balıkçı olması. Ama bunun zaman istediğini biliyordu. Deniz çocukları acele büyütmezdi.
Hermias büyüdükçe:
- Ağ onarmayı öğrendi
- Balık türlerini tanıdı
- Ay ışığında denizin rengini ayırt etmeyi keşfetti
Henüz açık denize çıkmasına izin yoktu ama limanın içindeki küçük sandalla kürek çekmeye başlamıştı.
Güllük’ün Günleri
Güllük’te hayat basitti ama derindi. Sabah balık mezatı, öğlen ağ tamiri, akşam gün batımı… Narenciye kokusu rüzgâra karışır, martı sesleri kıyıda yankılanırdı.
Hermias sokak aralarında koşar, kayalıklara tırmanır, deniz kabukları toplardı. Ama en sevdiği yer limandı. Çünkü orada babası vardı.
Her dönüşte babası onu omuzlarına alır, “Deniz seni bekliyor,” derdi.
Annesine Benzeyen Çocuk
Köyde herkes Hermias’ın annesine benzediğini söylerdi. Bu benzerlik, balıkçı babanın hem yarası hem tesellisiydi. Oğlunun gülüşünde eşinin hatırasını görürdü.
Bazen gece tek başına kıyıya iner, karanlık denize bakardı. Eşine fısıldar gibi:
“Oğlumuz büyüyor. Sana söz, onu iyi bir adam yapacağım.”
Büyüyen Cesaret
Yıllar geçtikçe Hermias’ın gözlerindeki çocukluk yerini kararlılığa bıraktı. Denizi yalnızca bir geçim kaynağı değil, bir yaşam biçimi olarak görüyordu.
O artık dalgaları izleyen küçük çocuk değil, onları anlamaya başlayan genç bir delikanlıydı.
Ve Güllük Körfezi, bu hikâyenin sessiz tanığıydı. Hermiyas
