Tarih
![]()
Bodrum Tarihçe : Güneybatı Anadolu’da MuÄŸla ili ve çevresini içine alan bölgenin yerleÅŸik ilk halklarından biri olan Karia’lılar, kültürlerini ve geleneklerini M.Ö. 3500 lerden M.S. 4. y.y’a kadar koruyabilen nadir kavimlerden biridir.
Sümer kaynaklarında Batı Anadolulular “denizin yüreÄŸinde yaşıyan insanlar” diye tarif edilirken, antik Mısır kaynaklarında da “denizden gelen tunç adamlar” diye tanıtılırlar.

İyi bir asker, korkusuz denizci ve savaÅŸ yeteneÄŸi iyi korsanlar olarak bilinirler. Ama unutmayalım ki korsanlık o çaÄŸda hem saygın bir iÅŸ, hem de yaÅŸam biçimidir. Karia’lılar tarihteki ilk paralı askerlerdir ve baskın denizci/savaÅŸçı kimlikleri nedeniyle Ege’de ve tüm DoÄŸu Akdeniz'de varlıklarını göstermiÅŸler, öyle ki Mısır firavunları bile kendilerine Nil kıyısında toprak vermiÅŸtir savaÅŸlarında gösterdikleri yararlıklar nedeniyle.

M.Ö. 3000'lerde Yunanistan’a ilk maden kültürünü getirenlerin, “Batı Anadolu Göçleri” ile Anadolu’dan adalara ve Girit’e yayılan Karia, Leleg, Pelasg ve bu gibi kavimler olduÄŸu, filolojik deliller, keramik, ana tanrıça, boÄŸa ve çift ağızlı balta kültü ve mezar buluntularıyla ispatlanmıştır.
Antik kaynaklara göre M.Ö. 2000'lerde Karlar tüm Ege ve adalara hakimdirler. Ancak Girit Kralı Minos’un, tarihte ilk kez kuvvetli bir donanma kurarak, tüm Ege adalarını hakimiyeti altına aldıklarında Karlar'da Kral Minos’a vergi yerine savaÅŸ gemisi veren bir kavim olarak görülürler. Tarihin babası Herodotos, “Karia soyu o zamanlar soyların en ünlüsü ve kalabalığıydı” der. Karialılar bir müddet Minos’un boyunduruÄŸunda yaÅŸamışlarsa da bilahare tedricen Batı Anadolu’ya yani asıl anayurtlarına geri dönmüÅŸlerdir.
M.Ö. 1200'lerde Yunanistan kuzeyden gelen büyük bir göç dalgasıyla sarsılır. Yunanistan’ın istilasının ardından, hem kuzey kavimleri hem de güney kavimleri diye adlandırılan çeÅŸitli kavimler Anadolu kıyılarına, verimli topraklara doÄŸru göç etmeye baÅŸlarlar. Göçlerle Anadolu’da dengeler deÄŸiÅŸir. Hitit imparatorluÄŸu yıkılır. Troja tahta at hilesiyle ele geçirilip, tahrip edilir.
İzmir’li ozan Homeros’un epik bir dille anlattığı İliada destanının ana konusu Troja savaşı olup, bu savaÅŸ tarihteki ilk doÄŸu – batı çatışmasıdır. Ozan bu destanda Karialılar, Lelegler, Likyalılar gibi Anadolu kavimlerinin, Troja kralı Priamos’un yanında Helenlere karşı kahramanca savaÅŸtıklarını anlatır. Bir aÅŸk hikayesiyle gündeme gelen savaşın ana nedeni ise ekonomik olup, BoÄŸazların hakimiyeti, Karadeniz’e ve Anadolu’ya, yani yeni zenginliklere ve verimli topraklara doÄŸru açılmadır.
YoÄŸun göçlerle gelen kavimlerden Aioller, Batı Anadolu’nun kuzeyine; İonlar, Batı Anadolu’nun orta kısmına; Dorlar'da Batı Anadolu’nun güneyine, özellikle Karia bölgesine yerleÅŸip yerli halkla karışırlar. Bu karışma bazı yörelerde kolayca olurken, Karların savaÅŸçı karekterleri nedeniyle Karia’da daha zorlu olur.
Dalgalar halinde gelen göçlere Karlar bir süre dayanırlarsa da, göçe karşı koyamayanlar daÄŸlık iç yörelere doÄŸru çekilirler. Bu nedenle Dorlar sadece Karia’nın kıyı kesimlerine yerleÅŸebilmiÅŸler (Halikarnassos gibi), iç Karia’ya nüfuz edememiÅŸlerdir. Bölgeye gelen göçlerin büyük bir kısmı da Adalar üzerinden Karia’ya ulaÅŸmıştır.
Halikarnassos’a gelerek yerli halkla karışan Dorların, M.Ö. 700’lerde Antheus baÅŸkanlığında, Peleponez yarımadasındaki Troizen’den geldiÄŸi ve o tarihte Zephyria adası olarak adlandırılan, bugünkü Bodrum kalesinin olduÄŸu alana yerleÅŸtikleri zannedilmektedir. Halikarnassos bu arada Dor Hexapolisi’ne kısa bir süre için girerse de, kısa sürede birlikten ayrılır ve ÅŸehir hızla Dor karekterini kaybederek İonlaşır.
M.Ö. 6. yy. da Karialılar Lydia egemenliÄŸinde otonom bir idareye sahipler. Zaten Lydialıları kardeÅŸ ulus sayarlar ve inançlarına göre sadece Kar kökenli insanların girmesine izin verdikleri Mylasa’daki kutsal hac yeri Zeus Karios tapınağına onları da kabul ederler.

M.Ö. 546’da Persler Lydia kralı Krezüs’ü yenip, Lydia İmparatorluÄŸuna son vererek Anadolu’yu istila ettikleri zaman, Karialılar hemen bir federasyon kurup ayaklanırlar ve ciddi ÅŸekilde direnirlerse de yenilip daÄŸlara çekilirler. Yaklaşık bir nesil sonra İonyalıların Perslere karşı yaptıkları ayaklanma giriÅŸimine Karlar da katılmışlar, İonların yenilmesine karşın direniÅŸlerini yıllarca sürdürmüÅŸler, ancak Lade deniz savaşından sonra tüm Batı Anadolu ÅŸehirleri gibi Pers hegamonyasına girmiÅŸlerdir.
Persler bu arada ÅŸehirlerin bağımsızlık ruhunu tahrip etmek için bölgedeki küçük tiranları destekleyip teÅŸvik ederler. Halikarnassos tiranı I. Lygdamis’in kızı Artemisia I, bu esnada dünyanın ilk kadın amirali ve Asiatik bir savaÅŸçı olarak karşımıza çıkar. (bk. Dünyanın ilk kadın amiralleri) M.Ö. 480’deki Salamis Savaşında Pers İmparatoru Kserkses’in yanında bir Anadolulu kadın olarak savaÅŸa katılır ve yenilen Pers donanmasına karşın filosunu savaÅŸtan yara almadan kurtaran bir amiral olarak tarihte yerini alır.
Salamis savaşı sonrası Atinalıların kurduÄŸu Attika-Delos birliÄŸine Karia ÅŸehirleri de diÄŸer Batı Anadolu ÅŸehirleri gibi bir süre dahil olurlar. İşte bu dönemde Helen kültürü baskın çıkarak, Karia medeniyetine ilk nüvelerini atmaya baÅŸlar.(M.Ö. 446) Ancak Atina ile İsparta arasındaki 30 yıl savaÅŸlarından sonra Atina’nın yenilmesiyle Attika-Delos BirliÄŸi dağılır ve Karia bir süre demokratik idareye kavuÅŸursa da Perslerle yapılan Antialkidas Barışından sonra Batı Anadolu Karia dahil tekrar Pers kontroluna girer. (M.Ö. 386) İşte bundan sonradır ki, Pers idaresi altında Karialılarn en parlak dönemi baÅŸlar. Persler bağımsızlık ruhunun geliÅŸmemesi için yöresel satraplara (vali / tiran) yetki verirler ve çıkarları gereÄŸi iç iÅŸlerine karışmazlar.
M.Ö. 387‘de Pers krallığından en fazla itibar gören tiran sülalesi Mylasa’da (Milas) Hekatomnidler Sülalesi olarak karşımıza çıkar. Sülalenin kurucusu Hyssaldomos, sonra oÄŸlu Hekatomnos ve en meÅŸhur satrap da onun oÄŸlu Mausollos’dur. Mausollos M.Ö. 377’de tahta geçer ve 24 yıl Karia’yı mutlak hakim olarak yönetir. BaÅŸkenti Mylasa’dan alıp stratejik önemi nedeniyle Halikarnassos’a taşır. Antik dünyanın en önemli mimarlarını getirterek ÅŸehri baÅŸtan inÅŸa ettirir. ÇaÄŸdaÅŸ yapılarla donatır, muhkem surlar, kendine görkemli bir saray ve tiyatroyu yaptırır.
ElveriÅŸli limanları nedeniyle kenti ticaret merkezi haline getirir. Yarımadada yer alan 8 Leleg ÅŸehrinden 6 sının nüfusunu zorla Halikarnassos’a taşıtır. İmar faaliyetleriyle birlikte Yunanistandaki en usta mimar ve heykeltıraÅŸlar Karia’ya akar ve bir anlamda Mausollos Karia’yı HelenleÅŸtirme planının mimarı olur.
Ama en önemlisi Mausollos ismini ölümsüz kılmak için hem Yunan medeniyetinden, hem Mısır piramitlerinden, hem de Anadolu’nun özgün motiflerinden esinlenerek ve bir doÄŸu-batı sentezi olarak anıtsal mezar binası mozolenin inÅŸaatına baÅŸlamış, Helen sanatına duyduÄŸu yakınlıkla meÅŸhur heykeltraÅŸ Skopas’ı Atina’dan getirtmiÅŸtir. O da heykeltıraÅŸ Timotheos, Laohares ve Karialı heykeltıraÅŸ Bryaksis’i yanında çalıştırmıştır. Bu 4 heykeltraÅŸ mimar Pytheus’un baÅŸkanlığında iÅŸe koyulur. Ama Mausollos mezarın bitiÅŸini görmeden ölmüÅŸ, karısı ve kızkardeÅŸi Artemisia II mezarın bitmesi için uÄŸraÅŸ vermiÅŸ, ancak onun da ömrü vefa etmeyince sanatçılar bu büyük eseri, sadece sanatın ÅŸerefi için para bile almadan bitirmiÅŸlerdir.
Antik kaynakların bildirdiÄŸine göre anıt aÅŸağı yukarı 50 m yüksekliÄŸinde olup, tahminen 20 katlı bir gökdelen gibidir. En altta dikdörtgen tabanlı yüksek bir kaide, üzerinde 36 adet İon sütunlu mabedi andırır bir yapı, onun üzerinde 24 basamaklı piramidal bir çatı ve en üstte de dört atlı araba ve içinde Mausollos ile II. Artemisia’nın ayakta heykelleri yer alır.
Anıtın dörtbir yanını çevreleyen perdahlı mermerden insan ve hayvan heykelleri büyük bir realistlikle yontulmuÅŸ olup çok etkileyici ve kusursuz birer heykeltıraÅŸlık örneÄŸidir.
Mausollos ve Artemisia’nın heykelleri ile, frizleri, insan ve hayvan heykellerini ve diÄŸer mimari parçaları bugün British Museum’da görmek mümkündür. Arkeolog C.T. Newton 19. yy. a kadar kale duvarını süsleyen frizleri, Mausoleum alanında yaptığı kazıda bulduÄŸu insan ve hayvan heykelleri ile diÄŸer mimarı parçaları (bir kısmını Sultan Abdülmecid’in müsadesiyle) Londra’ya götürmüÅŸ olup, Mausoleum’daki yarı kapalı sergi salonunda ise tek bir orijinal friz, yapının maketi ve orijinal frizlerin alçı kopyaları sergilenmektedir.
Büyük İskender M.Ö. 334'de kendisine nadir direnç gösteren ÅŸehirlerden biri olan Halikarnassos’u çetin savaÅŸlar sonucu ele geçirip yakıp yıkılması için emir verdiÄŸi halde, bu görkemli anıta elini bile sürmemiÅŸtir.
M.S. 1304'deki büyük Anadolu depremi ile yıkılan ve o güne deÄŸin 1500 yıl ayakta kalan bu olaÄŸanüstü yapının yeÅŸil renkli masif taÅŸları ile sütun gövdeleri Bodrum kalesinin inÅŸasında St Jean ÅŸövalyeleri tarafından kullanılmıştır.
Aslında satrap Mausollos gerçekten kendini ölümsüz kılmış, dünya dillerinde anıtsal mezar olarak bilinen “mozole” kelimesini bugünlere miras olarak bırakmıştır.
Mausollos’un M.Ö. 353'te ölmesi üzerine tahtına hem karısı hem kızkardeÅŸi olan Artemisia II geçer. Kocasının ölümünden istifadeyle Rodoslular bir kadın satrabın hakimiyeti altında kalmak istemeyip kendilerine savaÅŸ açtıklarında, o da aynen atası I. Artemisia gibi usta bir denizci olduÄŸunu ispatlar, Rodos’a sefer yapıp onları tamamen hakimiyetine alır ve dünyanın ikinci kadın amirali sıfatını hak eder.
Artemisia II ölünce yerine, kız kardeÅŸi Ada ile evlenen aÄŸabeyi İdreus tahta geçer. Karia’yı Kraliçe Ada ile Idreus birlikte yönetirler (M.Ö. 35l-344) ve Karia’nın parlak günlerini sürdürürler. İdreus’un ölümüyle Karia’nın başına sülaledeki en küçük kardeÅŸ Piksadoras geçer ve ablası Ada’yı Alinda ÅŸehrine (Aydın/Karpuzlu) sürgün olarak gönderir. (M.Ö. 340)
Kraliçe Ada’nın manevi evlat edindiÄŸi Büyük İskender gençlik yıllarında, Piksadoras’ın kızı II. Ada ile evlenmek istersede düÄŸün gerçekleÅŸmez ve Piksadoras kızını bir Pers asılzadesi olan Orontabathes ile evlendirerek tahtı M.Ö. 335’e kadar onunla paylaşır. Ölümünden hemen sonra da M.Ö. 334’ de Büyük İskender Anadolu’yu iÅŸgal eder.
Büyük İskender Dardanel’den (Çanakkale BoÄŸazı) güneye doÄŸru inerken ve tüm ÅŸehirler kendisine altın anahtar sunarken ilk Halikarnassos direnir bu genç adama. İskender ÅŸehri Mylasa kapısından alamayınca Myndos kapısını 3 ay süreyle kuÅŸatır. Çetin savaÅŸlar sonucu ÅŸehri alınca da Mausoleum hariç her yerin yakılıp yıkılmasını emreder.
İzmit’li tarihçi Arrianus “İskender Anabasisi” adlı eserinde bu kuÅŸatmayı ve halkın nasıl direndiÄŸini detayıyla anlatır. İskender’in kuÅŸatması Halikarnassos’a ağır bir darbe olur ve ÅŸehir eski önemini ve ününü bir çırpıda kaybeder. İskender böylece Karia’da Pers satraplığı dönemini kapar ve bölge satraplığını tekrar İdreus’un karısı I. Ada’ya verir ve Lykia’ya doÄŸru yoluna devam eder. Alinda’da sürgün kraliçe Ada böylece ikinci kez Karia’ya satrap olur.
Bodrum’da l989 yılında bir temel kazısı esnasında ortaya çıkan mezar odası ve içinde soyulmadan günümüze kadar gelen lahitin, içindeki buluntulara dayanılarak Kraliçe Ada’ya ait olduÄŸu sanılmaktadır. Karia’lı prensesin kafatası İngiltere’ye gönderilmiÅŸ ve özel bir yöntemle etlendirilerek, 2400 senelik sonsuz uykusundan uyandırılmış ve yeni yüzü, bedeni, giysileri ile ayaÄŸa kaldırılmış ve bugün tüm ihtiÅŸamı ile Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Karialı Prenses salonundan ziyaretçilerini selamlamaktadır.
Büyük İskender’in M.Ö. 323'de çok genç yaÅŸta ve zamansız ölmesi üzerine yarattığı muhteÅŸem imparatorluk parçalanır. Kraliçe Ada’nın ne olduÄŸu ve Karia’ya daha ne kadar hükmettiÄŸi meçhuldür. İmparatorluÄŸu yıllar süren kavga ve kargaÅŸayla İskender’in generalleri (6 adet) sahiplenir ve bu paylaşımın yarattığı kaostan Karia bölgesi ve tüm Anaolu kötü bir ÅŸekilde etkilenir.
İskender’in ölümüyle Karia satraplığı sırayla bir süre kumandan Asandos, general Antigonos ve general Lysimakhos’un idaresi altına girer. Bilahare imparatorluÄŸun ilk taksiminde Mısır’a yerleÅŸmiÅŸ olan general Ptolemaios ve halefleri döneminde Karia kıyılarına yapılan seferler sonucu Karia’nın bir süre de Ptolemaioslar hakimiyeti altında olduÄŸunu ve Mısır’a vergi yerine yılda bir trireme (üç sıra kürekli savaÅŸ gemisi) vergi verdiÄŸini biliyoruz. Bu da Karialıların savaÅŸ gemisi yapma geleneklerini halen sürdürdüklerini gösteren bir kanıt olması açısından önemlidir.
Bölgede süregelen iktidar çatışmalarında Karia, Batı Anadolu ile birlikte bir kez de General Selevkos haleflerinin kontrolu altına girer. (M.Ö. 268) Aynı yıllarda tahminen birincisinden 300 yıl sonra Karlar, II. Karia Federasyonunu toplarlar ve direnme kararı alırlar. M.Ö. 3. yy. da kurulan birlik M.Ö. 1. yy. a kadar varlığını sürdürse de Karia üzerinde oynanan oyunlar nedeniyle Karia yavaÅŸ yavaÅŸ eski görkemli günlerini yitirir ve Romalıların Anadolu’yu ele geçirmesiyle beraber, M.Ö. 167‘de Roma Senatosunun da kararıyla özgürlüÄŸüne kavuÅŸur. M.Ö. 129’da Romalıların Anadolu’da ilk eyaletlerini kurmalarıyla da Roma’ya baÄŸlı Asya eyaletinin bir parçası durumuna geçer.
M.Ö. 43’te Roma’daki iktidar savaÅŸları esnasında, Sezar’ın katilleri Brütüs ve Kassius Myndos’u (GümüÅŸlük) karargah olarak kullanınca özellikle Halikarnassos çok zarar görür ve bölge devamlı sömürülür. M.Ö. 42'deki Filibe savaşında Brütüs ve Kassius ölünce zafer Antonius ve Oktavianus’un olur ve Anadolu Antonius’un payına düÅŸer. Ancak Antonius Kleopatra’nın cazibesine kapılıp Anadolu’yu savunmasız bırakınca Parth kralı Romalılara karşı savaÅŸmayı kafasına koyar ve Anadolu’ya saldırır ve bu savaÅŸlar esnasında Karia çok büyük yaralar alır.
Bu arada Antonius Anadolu’da idareyi ele alır ve Karia’ya Parthlara kerşı çıkmaları için büyük bir ordu yollar. Parthları altedip iÅŸleri yoluna koyan Antonius, tekrar Kleopatra’nın yanına sefahat hayatına dönüp, bir de dünyanın tek hakimi olduÄŸunu ilan edince, Oktavyanus’un sabrı taÅŸar ve M.Ö. 31'deki Aktium deniz savaşında Antonius ile Kleopatra’yı yener. Böylece Roma’da Cumhuriyet dönemi sona ererek İmparatorluk dönemi baÅŸlar.
Geçen yıllarda en çok zarar gören bölge olan Karia, özellikle Oktavianus döneminde yöredeki tek otonom bölge olarak tamamen özgür bırakılır. Roma halkının dostu ve yandaşı olarak kutsanır. Bu dönemde Karia ÅŸehirleri kendilerini toplarlar, ekonomi ve endüstrilerini geliÅŸtirip bayındırlık hareketine baÅŸlarlar. İç kesimleri sahillere baÄŸlayan yollar yapılmış, halkın refah seviyesi yükselmiÅŸtir. Karia’da kalıntılarını gördüÄŸümüz ihtiÅŸamlı Roma yapılarının çoÄŸu bu dönemden kalmıştır.
Barış yılları M.S. 3. yy.a kadar devam ederse de Roma İmparatorluÄŸunun zayıflaması ve M.S. 395’te imparatorluÄŸun ikiye ayrılması nedeniyle Karia ayrı bir vilayet olarak DoÄŸu Roma (Bizans) İmparatorluÄŸuna baÄŸlanır. Hristiyanlık doÄŸrusu benimsenmez ve bölge devamlı geriler. M.S. 654'deki Arap istilalarıyla Karia bölgesi daha da çok zarar görür ve Anadolu’daki pek çok uygarlık gibi yavaÅŸ yavaÅŸ silinir tarihten.
M.S. 13. yy.’ın son çeyreÄŸinde Karia bölgesine egemen olan Türklerdir ve bölge MenteÅŸe BeyliÄŸinin bir parçasıdır. 15. yy. da St. Jean Åžövalyeleri Bodrum’un bugün sembolü olan kalelerini, eski bir Türk kalesinin (MenteÅŸe BeyliÄŸine ait) üzerine inÅŸa ederler ancak 1523 de Kanuni Sultan Süleyman Rodos’u fethedip Akdeniz bir Türk gölü haline gelince, ÅŸövalyeler kalenin anahtarını Osmanlılara teslim eder ve Malta’ya giderler.
Evliya Çelebi 1675 yılında Batı Anadolu’ya yaptığı gezide Bodrum’a da uÄŸrar ve ÅŸehrin limanının 200 gemi barındıracak kapasitede olduÄŸunu seyahatnamesinde kaydeder. 1775 yılına ait Osmanlı arÅŸiv kayıtları Rus donanmasının ÇeÅŸme’de Osmanlı donanmasını yakması sonucu, yeni savaÅŸ gemilerinin inÅŸasının gündeme geldiÄŸini ve bu baÄŸlamda Bodrum’da bir tersane kurulup, 1784-1831 tarihleri arasında 38 ila 47 metre uzunluÄŸunda çeÅŸitli kalyonlar inÅŸa edildiÄŸini belirtir.
Güneybatı Anadolu’nun yerleÅŸik ilk halklarından biri olan Karia’lılar Anadolu’nun küçük uygarlıklarından biri olmasına raÄŸmen antik dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleum ile “mozole” (anıtsal mezar binası) kelimesini ve tarihin babası Halikarnas’lı Herodotos’u ve halen yöremizde süregelen geleneksel ahÅŸap tekne yapımcılığını bugünlere bırakan bir ırktır. Ayrıca, dünyanın ilk kadın amiralleri olarak tarihte yerini alan Artemisia I ile Artemisia II’yi, Kraliçe Ada’yı, savaÅŸçı kral Mausollos’u bizlere hediye eden bir kavim olmalarının yanı sıra, güçlü, dirençli, gözüpek ve hep bağımsız olmaya çalışan karekterleri ile bugünkü Anadolu insanının geçmiÅŸteki uzantısı gibidir.
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


